Altın sektöründe değişime direnç çoğu zaman “yeniliğe kapalı olmak” şeklinde açıklanır. Oysa pratikte direnç, bilinçli bir karşı duruştan çok zihinsel, duygusal ve yapısal alışkanlıkların birleşiminden doğar. Değişime direnç; çoğu zaman yanlışta ısrar değil, bilinenin güvenli hissettirmesidir.
Direncin ilk kaynağı, tecrübenin yanlış konumlanmasıdır. Tecrübe, mesleğin en değerli varlığıdır; ancak mutlak doğruya dönüştüğünde değişimin önüne geçer. “Yıllardır böyle yapıyorum” cümlesi, geçmişte işe yarayanın bugün de işe yarayacağı varsayımına dayanır. Oysa koşullar değiştiğinde tecrübe güncellenmezse, koruyucu olmaktan çıkar; kör noktaya dönüşür.
İkinci önemli kaynak, kayıp korkusudur. Değişim her zaman belirsizlik içerir. Altın gibi hata toleransı düşük bir alanda, belirsizlik tehdit olarak algılanır. Mevcut düzen, eksikleri olsa bile tanıdıktır. Değişim ise bilinmeyeni temsil eder. Bu nedenle direnç çoğu zaman “yanlış olmasın” refleksinden değil; “daha kötü olmasın” endişesinden beslenir.
Bir diğer güçlü neden, alışkanlıkların güven üretmesidir. Günlük rutinler, karar yükünü azaltır. Aynı işlemi aynı şekilde yapmak, zihinsel konfor sağlar. Ancak bu konfor, aynı zamanda değişime kapalı bir alan yaratır. Alışkanlıklar sorgulanmadığında, değişim gereksiz bir risk gibi görünür. Direnç, burada bilinçli bir tercih değil; otomatik bir savunmadır.
Direncin bir başka kaynağı, hız baskısıdır. Piyasa hızlandıkça, yeni şeyler öğrenmek ve uygulamak “zaman kaybı” gibi algılanır. “Şimdi sırası mı?” cümlesi sıklaşır. Oysa hız baskısı altında eski yöntemler daha hızlı gibi görünür; ama uzun vadede en pahalı hatalar bu dönemde yapılır. Direnç, çoğu zaman zamansızlık kılığında ortaya çıkar.
Altın sektöründe değişime direnç, açıklama zorunluluğundan kaçınma ile de beslenir. Değişen sistemler, yapılan işin nedenlerini görünür kılar. Bu görünürlük, bazı alışkanlıkları savunulabilir olmaktan çıkarır. Direnç, bu noktada değişime değil; hesap verebilirliğe yöneliktir. “Biz böyle yapıyoruz” cümlesi, açıklama ihtiyacını kapatma çabasıdır.
Bir diğer önemli etken, geri dönülemezlik algısıdır. Değişim adımı atıldığında geri dönmenin zor olacağı düşünülür. Bu algı, hareket alanını daraltır. Oysa çoğu zaman asıl geri dönülemez olan, değişime direnerek biriken risklerdir. Ancak bu riskler sessiz ilerlediği için fark edilmez.
Direncin derininde, kimlik meselesi de vardır. Meslek, yalnızca yapılan iş değil; kişinin kendini tanımlama biçimidir. Değişim, bazen “bildiğim kişi olmaktan çıkıyorum” hissi yaratır. Bu his, teknik bir sorun değil; duygusal bir eştir. Direnç, bu kimlik kaybı korkusundan da beslenir.
Son olarak direnç, başarı geçmişiyle güçlenir. Uzun süre sorun çıkmadan çalışmış bir yapı, değişimi gereksiz görür. “Şimdiye kadar sorun olmadı” cümlesi, direncin en güçlü zırhıdır. Oysa çoğu büyük kırılma, tam da bu cümlenin sık kurulduğu dönemlerde yaşanır.
Özetle altın sektöründe değişime direnç;
– tecrübenin sorgulanmamasından,
– kayıp korkusundan,
– alışkanlık konforundan,
– hız baskısından,
– açıklama ve hesap verebilirlikten kaçınmadan,
– geri dönülemezlik algısından,
– mesleki kimlik endişesinden,
– geçmiş başarılara aşırı güvenden
kaynaklanır.
Değişime direnç çoğu zaman yüksek sesle ifade edilmez. Sessizce yavaşlatır. Ancak meslek değişmeye devam eder. Direnç kırılmadığında, değişim dışarıdan değil; içeriden zarar vermeye başlar. Gerçek ustalık, değişimi zorunlu bir tehdit olarak değil; mesleğin doğal evrimi olarak görebilmektir.

